Yaşam Koçu Sevil Tunç'un Kedime Mesaj Kitabından Esintiler.
15 Şubat 2019 Cuma
Yaşam Koçu Günün Getirdiklerin de!
Hamilelikte Anne ile Bebeğin Duygusal ve psikolojik Bağlılıkları.
Yaşam Koçu Sevil Tunç Açıklamalarıyla...
"Kendine İyi Bak" ta Ebru Akel'le Sevil Tunç Sohbeti
Sosyal medya yalnızlaştırıyormu?
Sosyal Medyada yalnızca iyi anlarımızımı paylaşıyoruz?
Sosyal medyada her yaşadığımızı paylaşmak ne kadar doğru?
Soruların hepsini yaşam koçunuz Sevil Tunç "Kendine İyi Bak" ta cevaplıyor.
Sosyal Medyada yalnızca iyi anlarımızımı paylaşıyoruz?
Sosyal medyada her yaşadığımızı paylaşmak ne kadar doğru?
Soruların hepsini yaşam koçunuz Sevil Tunç "Kendine İyi Bak" ta cevaplıyor.
13 Şubat 2019 Çarşamba
Sevil Tunç Günümüz İlişkilerini Masaya Yatırdı...
Derinlik Yoksa Aldatma Kaçınılmaz !
Günden güne yozlaşan kadın-erkek ilişkilerini bu ay masaya yatırdık. Bu nedenle de Londra’da, BBNLP (British Board Of NLP) ve GOE (TheGuild Of Energists) adlı kurumlardan “Yaşam Koçluğu, NLP ve EFT eğitimleri alan Sevil Tunç’u sayfamıza konuk ettik. Yaşam koçu Tunç, tüm sorularımıza açık yüreklilikleyanıtlar verdi. Bu röportajın ana fikri olarak da “Temelinde duygusal bir derinlik olmayan ilişki ve evliklerde aldatmalar kaçınılmaz oluyor” cümlesi ön plana çıktı.
Sevil Hanım, sizce kadın erkek ilişkileri son dönemde farklı boyutlara yöneliyor. Sizce sıkıntı nedir?
Artık günümüzde, bildiğimiz ve özendiğimiz ilişkilerin yerini, şirketleşmiş kurumsal anlaşmalar aldı. Eskiden mutluluk pembe panjurlu evdeki sobanın başında yenen yemeklerdi. Oysa şimdi, pembe panjurlu evde sobanın etrafında atılan kahkahaların yerini, markalara bağımlı, dünyada yalnızlaşmış, boşluğu doldurulamayan hırslarıyla, birbirlerini tanımayan çiftler var.
Peki, nasıl ilişkiler yaşıyoruz?
İlişkiler çok farklı boyutlarda. Farklı sorunlar ve güzellikler içermekte ama yüzeysel olarak ilk bakışta günümüzde iki eşit ilişki yaşanıyor. Az olanı saygın, geneli yaygın türde.Saygın olan, ilişki de kişiler özeline sahip çıkıp seviyesini koşulların belirlemez. Maddi, manevi türdeki dalgalanmaların onları sarsar ama yıkamaz. Çünküsağlam bir ilişki türü bu.Yaygın olanı ise, kendine münhasır özelliği olmayan, tıpkı ortaçağ İngiltere’sinin avamları gibi özelini halka açık olarak yaşanan ilişkiler. Şimdiki sosyal medya kölelerinin ilişkileri bunu en somut örneği. Bu ilişkilerinin temeli sevgiye dayanmaz. Sevginin yerindeki manevi boşluğu sosyal medyada aldığı veya alacağı LIKE’larla doldurmak isterler. Beğeni oldukça kısa dönemli rahatlama hissederler. Ama bu susayıp da deniz suyu içmeye benziyor. İçtikçe daha çok susuyorsunuz ve kişide büyük bir kısır döngü oluşturuyor.
Peki, bu durumda kişilerde mi sorun var?
Kesinlikle, her iki taraftada ciddi mental sıkıntılar var. Taraflar ilişki ve evlilikleri bir ticari yapı gibi görmeye başladılar. “Param yoksa kadın yok, güzel değilsem adam yok”, Aslında fark edilmesi gereken şudur ki; kendimize olan öz güvenimiz artık kalmamış. Duygular hep geride.İçimizden geldiği gibi konuşamaz ve yaşayamaz olmuşuz. Herkes de bir endişe ve kaygı söz konusu. Durum bu şekilde olunca kişilerdeki problemler ilişkileri derinden etkiliyor.Ciddi bakış açısı problemleri var.En sık rastlanan problemlerde şöyle; Kadın, kişiliğiyle değil cinselliğiyle erkeği bağlamak istiyor. Erkek kişiliğiyle değil para ve gücüyle varolmaya çalışıyor. Ama işin en kötü tarafı hem daha güzeli hemde daha güçlüsü her zaman dışarda var. Bu yüzden zemini bu olan evlilikler ve ilişkiler çok kısa sürede bitiyor. Erkeklerin en büyük hatası, evli olduğu kadını, çocuklarının dadısı, kendisinin hizmetçisi olarak konumlandırmaya çalışması. Karşınızdaki insanın düşüncesi bu olunca, ortaya değersizlik sendromu çıkıyor. Kısacası çarpık bakış açılarıyla insanlar birbirleri olabildiğince uzağa itiyor.
Günden güne yozlaşan kadın-erkek ilişkilerini bu ay masaya yatırdık. Bu nedenle de Londra’da, BBNLP (British Board Of NLP) ve GOE (TheGuild Of Energists) adlı kurumlardan “Yaşam Koçluğu, NLP ve EFT eğitimleri alan Sevil Tunç’u sayfamıza konuk ettik. Yaşam koçu Tunç, tüm sorularımıza açık yüreklilikleyanıtlar verdi. Bu röportajın ana fikri olarak da “Temelinde duygusal bir derinlik olmayan ilişki ve evliklerde aldatmalar kaçınılmaz oluyor” cümlesi ön plana çıktı.
Sevil Hanım, sizce kadın erkek ilişkileri son dönemde farklı boyutlara yöneliyor. Sizce sıkıntı nedir?
Artık günümüzde, bildiğimiz ve özendiğimiz ilişkilerin yerini, şirketleşmiş kurumsal anlaşmalar aldı. Eskiden mutluluk pembe panjurlu evdeki sobanın başında yenen yemeklerdi. Oysa şimdi, pembe panjurlu evde sobanın etrafında atılan kahkahaların yerini, markalara bağımlı, dünyada yalnızlaşmış, boşluğu doldurulamayan hırslarıyla, birbirlerini tanımayan çiftler var.
Peki, nasıl ilişkiler yaşıyoruz?
İlişkiler çok farklı boyutlarda. Farklı sorunlar ve güzellikler içermekte ama yüzeysel olarak ilk bakışta günümüzde iki eşit ilişki yaşanıyor. Az olanı saygın, geneli yaygın türde.Saygın olan, ilişki de kişiler özeline sahip çıkıp seviyesini koşulların belirlemez. Maddi, manevi türdeki dalgalanmaların onları sarsar ama yıkamaz. Çünküsağlam bir ilişki türü bu.Yaygın olanı ise, kendine münhasır özelliği olmayan, tıpkı ortaçağ İngiltere’sinin avamları gibi özelini halka açık olarak yaşanan ilişkiler. Şimdiki sosyal medya kölelerinin ilişkileri bunu en somut örneği. Bu ilişkilerinin temeli sevgiye dayanmaz. Sevginin yerindeki manevi boşluğu sosyal medyada aldığı veya alacağı LIKE’larla doldurmak isterler. Beğeni oldukça kısa dönemli rahatlama hissederler. Ama bu susayıp da deniz suyu içmeye benziyor. İçtikçe daha çok susuyorsunuz ve kişide büyük bir kısır döngü oluşturuyor.
Peki, bu durumda kişilerde mi sorun var?
Kesinlikle, her iki taraftada ciddi mental sıkıntılar var. Taraflar ilişki ve evlilikleri bir ticari yapı gibi görmeye başladılar. “Param yoksa kadın yok, güzel değilsem adam yok”, Aslında fark edilmesi gereken şudur ki; kendimize olan öz güvenimiz artık kalmamış. Duygular hep geride.İçimizden geldiği gibi konuşamaz ve yaşayamaz olmuşuz. Herkes de bir endişe ve kaygı söz konusu. Durum bu şekilde olunca kişilerdeki problemler ilişkileri derinden etkiliyor.Ciddi bakış açısı problemleri var.En sık rastlanan problemlerde şöyle; Kadın, kişiliğiyle değil cinselliğiyle erkeği bağlamak istiyor. Erkek kişiliğiyle değil para ve gücüyle varolmaya çalışıyor. Ama işin en kötü tarafı hem daha güzeli hemde daha güçlüsü her zaman dışarda var. Bu yüzden zemini bu olan evlilikler ve ilişkiler çok kısa sürede bitiyor. Erkeklerin en büyük hatası, evli olduğu kadını, çocuklarının dadısı, kendisinin hizmetçisi olarak konumlandırmaya çalışması. Karşınızdaki insanın düşüncesi bu olunca, ortaya değersizlik sendromu çıkıyor. Kısacası çarpık bakış açılarıyla insanlar birbirleri olabildiğince uzağa itiyor.
Hedefe giden yolda engelleri aşmanın tiyoları
Yaşam Koçunuz Sevil Tunç'tan "Hedefe giden yolda engelleri aşmanın tiyoları..."
Aşılması en zor olanı,
Kafamızda oluşturduğumuz engellerdir…
Gereksiz yere takıldığımız
Gözümüzde büyüttüğümüz
Bin bir bahane üreterek
Aslen beraber yaşamayı sevdiğimiz engeller…
Bitanem;
Sen gerçekten istedikten
Kendine inandıktan
Ve cesaretli olduktan sonra,
Önünde kim durabilir…
Eğer!
Yüreğin doğru olduğuna inanıyorsa
Amaçların için
Hayallerin için savaşmalı
Engel olarak gördüklerini
Öncelikle kafanda küçültmeli
Sonrada çıkış yollarını oluşturmalısın…
Eksilerle artıları yan yana getirip
Kendin için en doğru olanı
Yine ve sadece
Sen yapmalısın…
Unutma ki
Bu hayatta
Önce kendine inanmalısın
Gerisi zaten gelecektir…
Dimdik Yolunda İlerlemek
Yaşam sakin
Herşey rayında
Tüm işler düzgün ilerlerken
Hayatı sürdürmek çok kolaydır…
Gerçek yaşam sanatı ise
Sorunlar geldiğinde ortaya çıkar…
Bir bakarsın
Sorun üstüne sorun gelir
Sakin yaşamdan eser kalmaz
Yıpranırsın elbet
Hatta tükendiğini hissedersin…
İşte Bitanem
Yaşamında oluşan dalgalanmalar
Varolan düzenini bozabilir
Kendini çaresiz hissettirebilir
Her ne olursa olsun
Senin yapman gereken…
Yılmadan
Kurban profiline bürünmeden
Dimdik yolunda ilerlemek…
Unutma ki
Başına gelen her problem
Seni geliştirir
Deneyim sahibi yapar…
Olumlu yada olumsuz
Yaşadığımız her tecrübe
Bizi biz yapar…
Herşey rayında
Tüm işler düzgün ilerlerken
Hayatı sürdürmek çok kolaydır…
Gerçek yaşam sanatı ise
Sorunlar geldiğinde ortaya çıkar…
Bir bakarsın
Sorun üstüne sorun gelir
Sakin yaşamdan eser kalmaz
Yıpranırsın elbet
Hatta tükendiğini hissedersin…
İşte Bitanem
Yaşamında oluşan dalgalanmalar
Varolan düzenini bozabilir
Kendini çaresiz hissettirebilir
Her ne olursa olsun
Senin yapman gereken…
Yılmadan
Kurban profiline bürünmeden
Dimdik yolunda ilerlemek…
Unutma ki
Başına gelen her problem
Seni geliştirir
Deneyim sahibi yapar…
Olumlu yada olumsuz
Yaşadığımız her tecrübe
Bizi biz yapar…
Duygusal Uyuşturucu: Sosyal Medya
Yaşam Koçunuz Sevil Tunç Uyarıyor ! Duygusal Uyuşturucu: Sosyal Medya
Öncelikle bir insanın sosyal medya kullanımı bir sorun
değildir. Çünkü sosyal olma ihtiyacı çok önemli duygusal bir ihtiyaçtır.
Ancak sosyal medya kullanımı gerçek hayattan koparmaya başlıyorsa o zaman bir sorun
vardır ve kişi sorunlarının çözümü için sosyal medyaya yöneliyor demektir. Dişiniz
ağrıyorsa, ağrı kesici bulmanız gerekir ve bunun için eczaneye gidersiniz. Sosyal medya
da insanların gerçek hayatta karşıladıkları ihtiyaçlarının sanal dünyada yapılandırılmış ve
kullanıma göre şekillendirilmiş halidir.
Yani dişiniz ağrıdığında evinizden çıkmadan bir sanal eczaneden sanal ilaç alabilseniz ve
bununla ağrınızı kesebilseydiniz, kesinlikle dışarıya çıkmaz, sadece sanal ortam
eczaneleri tercih ederdiniz.
Sosyal medyada işte tam olarak bunu yapıyor. Bir eczane değil belki ama insanın sosyal
olma ihtiyacını, tatmin olamamış duygularını, ihtiyaçlarını ve çok daha fazlasını sağlayan
bir sanal yaşam alanı açıyor.
Neden gerçeği varken sanal olanı daha fazla tercih etmeye başladık?
Öncelikle 21. yüzyıl insanları çok yalnız ve gittikçe de bu yalnızlık artıyor. Özellikle
şehirlerde yaşayan insanların yoğun çalışma saatleri ve şehir hayatının zorlukları
nedeniyle neredeyse hiçbir şeye vakit bulamaz oldular. İşte bu yüzden sunulan bu
mecrayı sosyal olabilme, sesini duyurabilme, kendini ifade edebilme ve duygusal tatmin
eksiklerini tamamlama alanı olarak görmek gerekir.
Bununla birlikte talep ne olursa olsun tercih edilmeyi sağlayan güçlü faktörlere ihtiyaç
vardır. Bu yüzden sosyal medyayı genel manasıyla iyi analiz etmek gerekiyor.
Sosyal medyada bir tür kişiselleştirilmiş şehir meydanında gibisiniz. Taksim Meydanının
size özel dizayn edilmiş hali gibi de diyebilirsiniz. Her kültürden insan var burada.
Kaynağı veya doğruluğu belli olmayan yoğun bir bilgi kirliliği içinde insanlar birbirleriyle
etkileşimdeler.
Karşınızdaki insanların aklından geçenleri görüyor ve onların geçmişlerine göz
atabiliyorsunuz. Buradaki insanlar, normal hayattakinden farklı olarak size ve başka
insanlara bir vitrinde hayatlarından kesitler sunuyor. Normalde sokakta önünüzden
geçen insanlar hakkında hem bu kadar detay bilgiye ulaşmanız mümkün olmaz ve o
kişiyle hızlı bir etkileşime geçemezsiniz.
İnsan doğası gereği pratik çözümleri seviyor ve hayatına hızlıca dahil ediyor. Sosyal
medyanın sosyal hayattan daha fazla tercih edilmesinin ilk 5 nedenini ortaya koyacak
olursak;
1. Daha Ekonomik
2. Daha hızlı ve zahmetsiz
3. Daha fazla beğenilme imkanı
4. Daha cüretkar ve cesur
5. Daha fazla seçenek
Yani hedeflediğiniz sosyal popülasyona neredeyse hiç para harcamadan, yorulmadan,
son derece yüksek medeni cesaretle girip aynı anda istediğiniz kadar kişiyle sosyal
etkileşimde bulunabiliyorsunuz. Bunu gerçek sosyal hayatta böylesi kolaylıkla
yapabilmek mümkün değil. İnsan doğası gereği pratiklik ve kolaylığı tercih ediyor. Bu
yüzden sosyal medyayı insandan insanı da sosyal medyadan koparmak pek mümkün
görünmüyor.
Çünkü sosyal medya bilinçaltında bir tür duygusal beslenme sahası olarak
konumlandırılıyor. Bu yüzden sosyal medya kullanıcısı hangi duygusunu beslemek
istiyorsa o tür içeriklerin olduğunu alanlara yöneliyor.
En çok tercih edilen içerikler;
Kişisel yayın,
Cinsellik,
Arkadaş bulma,
Eğlence,
Haber ve kişisel gelişim üzerinde yoğunlaşıyor.
Öncelikle bir insanın sosyal medya kullanımı bir sorun
değildir. Çünkü sosyal olma ihtiyacı çok önemli duygusal bir ihtiyaçtır.
Ancak sosyal medya kullanımı gerçek hayattan koparmaya başlıyorsa o zaman bir sorun
vardır ve kişi sorunlarının çözümü için sosyal medyaya yöneliyor demektir. Dişiniz
ağrıyorsa, ağrı kesici bulmanız gerekir ve bunun için eczaneye gidersiniz. Sosyal medya
da insanların gerçek hayatta karşıladıkları ihtiyaçlarının sanal dünyada yapılandırılmış ve
kullanıma göre şekillendirilmiş halidir.
Yani dişiniz ağrıdığında evinizden çıkmadan bir sanal eczaneden sanal ilaç alabilseniz ve
bununla ağrınızı kesebilseydiniz, kesinlikle dışarıya çıkmaz, sadece sanal ortam
eczaneleri tercih ederdiniz.
Sosyal medyada işte tam olarak bunu yapıyor. Bir eczane değil belki ama insanın sosyal
olma ihtiyacını, tatmin olamamış duygularını, ihtiyaçlarını ve çok daha fazlasını sağlayan
bir sanal yaşam alanı açıyor.
Neden gerçeği varken sanal olanı daha fazla tercih etmeye başladık?
Öncelikle 21. yüzyıl insanları çok yalnız ve gittikçe de bu yalnızlık artıyor. Özellikle
şehirlerde yaşayan insanların yoğun çalışma saatleri ve şehir hayatının zorlukları
nedeniyle neredeyse hiçbir şeye vakit bulamaz oldular. İşte bu yüzden sunulan bu
mecrayı sosyal olabilme, sesini duyurabilme, kendini ifade edebilme ve duygusal tatmin
eksiklerini tamamlama alanı olarak görmek gerekir.
Bununla birlikte talep ne olursa olsun tercih edilmeyi sağlayan güçlü faktörlere ihtiyaç
vardır. Bu yüzden sosyal medyayı genel manasıyla iyi analiz etmek gerekiyor.
Sosyal medyada bir tür kişiselleştirilmiş şehir meydanında gibisiniz. Taksim Meydanının
size özel dizayn edilmiş hali gibi de diyebilirsiniz. Her kültürden insan var burada.
Kaynağı veya doğruluğu belli olmayan yoğun bir bilgi kirliliği içinde insanlar birbirleriyle
etkileşimdeler.
Karşınızdaki insanların aklından geçenleri görüyor ve onların geçmişlerine göz
atabiliyorsunuz. Buradaki insanlar, normal hayattakinden farklı olarak size ve başka
insanlara bir vitrinde hayatlarından kesitler sunuyor. Normalde sokakta önünüzden
geçen insanlar hakkında hem bu kadar detay bilgiye ulaşmanız mümkün olmaz ve o
kişiyle hızlı bir etkileşime geçemezsiniz.
İnsan doğası gereği pratik çözümleri seviyor ve hayatına hızlıca dahil ediyor. Sosyal
medyanın sosyal hayattan daha fazla tercih edilmesinin ilk 5 nedenini ortaya koyacak
olursak;
1. Daha Ekonomik
2. Daha hızlı ve zahmetsiz
3. Daha fazla beğenilme imkanı
4. Daha cüretkar ve cesur
5. Daha fazla seçenek
Yani hedeflediğiniz sosyal popülasyona neredeyse hiç para harcamadan, yorulmadan,
son derece yüksek medeni cesaretle girip aynı anda istediğiniz kadar kişiyle sosyal
etkileşimde bulunabiliyorsunuz. Bunu gerçek sosyal hayatta böylesi kolaylıkla
yapabilmek mümkün değil. İnsan doğası gereği pratiklik ve kolaylığı tercih ediyor. Bu
yüzden sosyal medyayı insandan insanı da sosyal medyadan koparmak pek mümkün
görünmüyor.
Çünkü sosyal medya bilinçaltında bir tür duygusal beslenme sahası olarak
konumlandırılıyor. Bu yüzden sosyal medya kullanıcısı hangi duygusunu beslemek
istiyorsa o tür içeriklerin olduğunu alanlara yöneliyor.
En çok tercih edilen içerikler;
Kişisel yayın,
Cinsellik,
Arkadaş bulma,
Eğlence,
Haber ve kişisel gelişim üzerinde yoğunlaşıyor.
Hamilelikte Bilinçaltı Gelişimi
Yaşam Koçunuz Sevil Tunç 'un Anlatımıyla Hamilelikte Bilinçaltı Gelişimi
Ön yargılarımız, eğilimlerimiz ve bunlara bağlı olarak gelişimimiz, yani inşa ettiğimiz ve
sürdürdüğümüz hayatımız, diğer bir tabirle bilinçaltımız, kaderimizi yazan kalemdir.
Bilinçaltımızın şekillenmesinde üç ana faktör vardır ve bunun ikisi bizim kontrolümüzde
değildir.
İlki DNA’mızda kalıtımsal olarak soyumuzdan gelen işlenmiş bilgiler,
İkincisi anne karnındaki dönemde anneyle birlikte şekillendirilen bilgiler,
Son olarak doğumdan sonra yaşananların etkisiyle olanlardır.
Burada en stratejik bilinçaltı gelişim dönemi hamilelikte yaşanandır. Çünkü DNA etkisini
göz ardı edersek, bilinçaltı temelimiz anne karnında atılmaktadır diyebiliriz.
Bilinç Nasıl bir Sistemdir?
Basit ve anlaşılabilir bir tanımlamayla, bilinç sistemi elektriksel aktiviteler ve buna bağlı
hücreler üzerinde oluşan bir kayıt organizasyonudur. Burada ana dağıtım şebekesini de
sinir sistemi olarak konumlandırabiliriz. İnsan vücudunun yüzde altmışından fazlasının
sudan oluşması da bu elektriksel aktivitelerin tüm vücutta bütünlük halinde faal olması
için uygun ortamı sağlamaktadır.
Bu sayede bilgiler elektriksel akışlarla tıpkı bir bilgisayar diskinde olduğu gibi
kaydolmaktadır. Bunun yanında bilgiler standart bir elektrik ritmiyle kaydolurken,
duygular bu ritmi değiştirir. Yaşanan duygunun gücü, vücudun elektrik akışını da
değiştirir. Hatta bu değişimler öyle seviyelere çıkar ki, vücudun kimyasal dengesini de
değiştirebilir. Bu olaya en popüler örnek yüksek stres sebebiyle kanın PH değerinin
bazik seviyeden asidik seviyeye dönüşmesidir. Veya âşık olduğunuzda ya da
korktuğunuzda vücudun kimyasal düzeninde dönemsel değişiklikler olmaktadır ve
bazen bu değişiklikler kalıcı hasarlarda verebilmektedir.
Bu yüzdendir ki duygular sistemsel tetikleyicidir ve tüm vücut bu tetiklenmeden
etkilenmektedir. Duyguların yönetimi bilinç ve buna bağlı olarak algılamayla gerçekleşir.
Ancak bilincimizde ki yatkınlıkları ve eğilimleri biz fark etmeden bilinç altımız
yönlendirmektedir. Çünkü bilinç tasnif edilmiş bilgilerin işletimi ve yönetimini yaparken,
bilinçaltı duyguyla kaydedilmiş bilgileri işletir ve yönetir. Bu sayede tercihlerimizi
yöneten eğilimlerimiz ortaya çıkmaktadır.
Hamilelik dönemi de güçlü duyguların ve yoğun elektrik faaliyetlerinin yaşandığı bir
dönemdir.
Anne ve çocuk aynı vücutta olmalarına rağmen farklı ortamlarda birbirinden farklı
olaylar yaşamakta ve bu yaşananların etkileriyle birbirlerini etkilemektedirler.
Hamilelik tek bir vücutta bir canlı oluşumu gibi algılansa da aslında bu dönem iki farklı
yaşamsal ortamdan oluşmaktadır. Anne dış dünyada yaşarken, bebeğin yaşam alanı, içi
özel sıvıyla dolu bir keseciktir.
Bir bebeğin bilinç sistemi, merkezi sinir sistemi ve beyin oluşumuyla başlar diyebiliriz.
Bu süreç hamileliğin 4. Haftasından başlayarak doğuma kadar olan anne karnında
gelişim sürecidir.
Bu gelişim sürecinde anne ile bebek, bebek ile anne ve bebek ile dış dünya arasında,
bilinçsel ve duygusal etkileşimler meydana gelmektedir. Bu etkileşimlerde anne
bedende çeşitli kimyasal etkilerde oluşmaktadır.
Bebeğin bulunduğu içi sıvı dolu kese bu etkileşimlerde çok stratejik bir pozisyon
oluşturmaktadır. İçi sıvı dolu bu keseciği bir mercek olarak ve bebeğinde de bu
merceğin odak noktasında pozisyonlandığı düşünebiliriz. Annenin yaşadığı duygular
bebeğe mercek etkisiyle yani misliyle aktarılmaktadır. Bunu anne karnındaki fiziksel
gelişim ve doğumdan sonra olan fiziksel gelişimle kıyaslayarak da düşünebiliriz. Bu
oransallık 10-50 kat seviyelerinde olabilir.
Kısacası bebek için anne karnı, bilinçsel, duygusal ve fiziksel olarak yoğunlaştırılmış
süper gelişim merkezidir.
ANNE KARNINDA BEBEKLE ETKİLEŞİM
Hamileliğin 4. Haftasından itibaren bebeğin anne ile duygusal iletişimin yanı sıra aynı
zamanda dış dünya ile de etkileşimleri olmaktadır. Bu etkileşimler, ses dalgalarıyla ve
annenin yaşadıklarının ve buna bağlı duygusal etkilerin elektriksel olarak bebeğe
aktarılması şeklinde olmaktadır.
Hamilelikle birlikte anne, bebeğin ve hamileliğin etkisiyle farklı duyguların yaşandığı bir
döneme girmiş olur. Annenin hamileliğin ilk anından sonuna kadar olan süreçte yaşadığı
en güçlü duygu sahiplenme duygusudur. Sahiplenmenin temelinde bebeğin zarar
görmemesi esası yer almaktadır. Bunun bebekteki karşılığı GÜVEN DUYGUSUDUR. Ve
bu dönemde bebeğin yaşadığı her şey anneden gelen güven duygusu temelinde
gerçekleşecektir. Normal hayatla bu durumu değerlendirdiğimizde de her şeyden önce
güvenli ortam arayışımızın belki de en önemli nedeni budur.
Anne karnında bebeğin bilinç ve sinir sistemi gelişimiyle birlikte, anne ile arasında
duygusal etkileşimleri de başlamış olur. Bunlar ilk önce tanışma ve tanımlama,
sonrasında keşfetme ve öğrenme aşamalarıdır.
Bebekte tanımlama, keşfetme veya algılama başladığında bu annenin duygu
durumunda değişiklikler yaşamasıyla dışarıdan da fark edilmeye başlar. Yani annenin
duygu durumu bebeği kapsadığı gibi bebeğin duygu durumuda anneyi kapsamaktadır.
Bu dönemde anne, karnındaki bebeği fiziksel olarak geliştirmekle kalmaz aynı zamanda
bilinçsel ve duygusal olarakta geliştirir. Bu gelişim sırasında anne, bebeğin duygu
durumlarını yaşamakta ve dışarıya yansıtmaktadır.
Dünya ile ilk karşılaşma anne karnında olur.
Öncelikle en sık rastlanan duygu durumlarından biri annedeki Pasiflik Hissidir. Bu
durumu anne karnındaki bebeğin yeni oluşan bilinç sistemiyle dış dünyayı ilk gördüğü
dönem olarak düşünebiliriz. Yani bebek bir pencereden hiç bilmediği, tanımlanmamış
bir dünyayı görmektedir. Bu durumda en normal insan tepkisini vermektedir. Yani hem
çekingen hem de pasif davranış sergiler. Bu dönemde anneyi dışarıdan gören göz
annenin pasifleştiği, çekingen olduğunu görmektedir. Hatta annede bu durumdan
şikâyet etmektedir. Bu yüzden anne ve baba adayları böylesi bir duygu durum
yaşandığında bebeklerine sıcak bir merhaba diyerek onun ilk keşif adımlarını
kutlamaya, onu tebrik etmeye başlayabilirler.
Bu duygu durumunu aslında bebeğinizin karnınızı ilk tekmelemesidir. O sizi ve dış
dünyayı hissediyor, sizin gözünüzden görüyor ve sizde onun bu ilk karşılaşmadaki duygu
halini tüm benliğinizde hissediyorsunuz. Kısacası bebeğiniz bu dönemde biraz
çekingen…
Dış dünya ile ilk karşılaşmadan sonra bebek yaşadığı güvenli ortamın etkisiyle kendini
güçlü hisseder ve dış olayları keşfetmeye başlar. Anne çekingenlik ve pasiflik hissinden
de bu sayede yavaş yavaş kurtulmaya başlar. Dış olayların bebek tarafından keşfi
annenin en karışık ruh haline girişiyle anlaşılacaktır. Bebek anne penceresinden
gördüğü olaylara öncelikle tepki geliştirmeyi öğrenmektedir. Örnek olarak anne için
sıradan basit bir olay, bebek için kaldırılması güç bir olay olarak algılandığında anne
çaresizlik içinde kalmış gibi ağlamaya başlayabilir. Aslında ağlayan anne değil bu sıradan
olay karşısında çaresiz kalan bebektir.
Veya hiç komik olmayan bir şey anneyi kahkaha krizine sokmaktadır. Ya da anlamsız öfke
patlamaları görülmektedir. Çünkü bebeğiniz bu olaylarla ilk defa karşılaşmaktadır ve
doğru tepkileri anne tepkileri sayesinde öğrenmektedir. Yani sizin tepkilerinizi
kopyalamaktadır.
Bu bebek keşif dönemi, annede Ambivalans (Karmaşık Duygu Durumları) dönemi
olarak isimlendirilmektedir.
Çoğu anne baba adayı bu dönemi gereksiz duyulan endişelerle ve huzursuzlukla
geçirmektedir.
Sonuç olarak, bebeğin dış dünyayı tanıması ilerledikçe annenin duygu karmaşıklığı da
azalacaktır.
Dünya’yı ilk anne tanıtır.
Her karmaşık duygu durumu oluştuğunda küçük maceraperest için sevgi sözcükleriyle
mırıldanmanız ve elinizi ona yaklaştırmanızda fayda olacaktır. Çünkü dış dünyadan gelen
bu bilgiler anne penceresindendir ve aslında dünyayı ilk tanıtan rehber annedir.
Bu yüzdendir ki, içeriden gelen ve sizde daha önce olmayan bu duygusal dalgalanmaları
yaşadığınızda, aslında onun bebeğinizin tepkileri olduğu fark edin. Bu dönem
bebeğinizle en çok konuşmanız gereken dönemdir. Her duygu dalgalanmasında ona
kendinizden emin bir şekilde yaşanan durumu tanıtın ve anlatın. Mutlaka pozitif olun
ve pozitif duyguları bebeğinize aktarın. Mümkün oldukça ona yaşadığınız her duygu
dalgalanmasında seslenin.
Çünkü ses sıvı içinde en hızlı duygu taşıyıcısıdır. Annenin ses kaynağı ile aynı vücutta
olması bebek için en büyük avantajdır. Annenin duygu dolu sesi bebeği çepeçevre saran
sıvı sayesinde mercek etkisiyle iletilecektir ve onu saracaktır. Bu yüzdendir ki normal
ses yerine kalp atışı gibi belirli bir ritmi olan ses akışları, müzikler, şarkılar bebeği
heyecanlandırmaktadır. Fazla enstrüman içeren bir müzik duyduğunda algısı gelişecek
ve normal hayatta geniş muhakeme becerilerine sahip olmuş olacaktır.
Tüm bu süreç bebeğin bilinçaltı şekillenme sürecidir. Bu süreçte anne, bebeğine ne
kadar pozitif duygu ve güven aşılarsa bebeği doğumdan sonra ve hayatının belki de
tamamında o kadar güçlü birey olabilecektir. Bebeğiniz doğduktan sonra onun gelişimi
için planladığınız her şeyi şimdi yapın. Çünkü ilk temeller bu dönemde atılmaktadır ve
bundan sonra gelecekler o temellerin üzerine eklenecektir.
Ön yargılarımız, eğilimlerimiz ve bunlara bağlı olarak gelişimimiz, yani inşa ettiğimiz ve
sürdürdüğümüz hayatımız, diğer bir tabirle bilinçaltımız, kaderimizi yazan kalemdir.
Bilinçaltımızın şekillenmesinde üç ana faktör vardır ve bunun ikisi bizim kontrolümüzde
değildir.
İlki DNA’mızda kalıtımsal olarak soyumuzdan gelen işlenmiş bilgiler,
İkincisi anne karnındaki dönemde anneyle birlikte şekillendirilen bilgiler,
Son olarak doğumdan sonra yaşananların etkisiyle olanlardır.
Burada en stratejik bilinçaltı gelişim dönemi hamilelikte yaşanandır. Çünkü DNA etkisini
göz ardı edersek, bilinçaltı temelimiz anne karnında atılmaktadır diyebiliriz.
Bilinç Nasıl bir Sistemdir?
Basit ve anlaşılabilir bir tanımlamayla, bilinç sistemi elektriksel aktiviteler ve buna bağlı
hücreler üzerinde oluşan bir kayıt organizasyonudur. Burada ana dağıtım şebekesini de
sinir sistemi olarak konumlandırabiliriz. İnsan vücudunun yüzde altmışından fazlasının
sudan oluşması da bu elektriksel aktivitelerin tüm vücutta bütünlük halinde faal olması
için uygun ortamı sağlamaktadır.
Bu sayede bilgiler elektriksel akışlarla tıpkı bir bilgisayar diskinde olduğu gibi
kaydolmaktadır. Bunun yanında bilgiler standart bir elektrik ritmiyle kaydolurken,
duygular bu ritmi değiştirir. Yaşanan duygunun gücü, vücudun elektrik akışını da
değiştirir. Hatta bu değişimler öyle seviyelere çıkar ki, vücudun kimyasal dengesini de
değiştirebilir. Bu olaya en popüler örnek yüksek stres sebebiyle kanın PH değerinin
bazik seviyeden asidik seviyeye dönüşmesidir. Veya âşık olduğunuzda ya da
korktuğunuzda vücudun kimyasal düzeninde dönemsel değişiklikler olmaktadır ve
bazen bu değişiklikler kalıcı hasarlarda verebilmektedir.
Bu yüzdendir ki duygular sistemsel tetikleyicidir ve tüm vücut bu tetiklenmeden
etkilenmektedir. Duyguların yönetimi bilinç ve buna bağlı olarak algılamayla gerçekleşir.
Ancak bilincimizde ki yatkınlıkları ve eğilimleri biz fark etmeden bilinç altımız
yönlendirmektedir. Çünkü bilinç tasnif edilmiş bilgilerin işletimi ve yönetimini yaparken,
bilinçaltı duyguyla kaydedilmiş bilgileri işletir ve yönetir. Bu sayede tercihlerimizi
yöneten eğilimlerimiz ortaya çıkmaktadır.
Hamilelik dönemi de güçlü duyguların ve yoğun elektrik faaliyetlerinin yaşandığı bir
dönemdir.
Anne ve çocuk aynı vücutta olmalarına rağmen farklı ortamlarda birbirinden farklı
olaylar yaşamakta ve bu yaşananların etkileriyle birbirlerini etkilemektedirler.
Hamilelik tek bir vücutta bir canlı oluşumu gibi algılansa da aslında bu dönem iki farklı
yaşamsal ortamdan oluşmaktadır. Anne dış dünyada yaşarken, bebeğin yaşam alanı, içi
özel sıvıyla dolu bir keseciktir.
Bir bebeğin bilinç sistemi, merkezi sinir sistemi ve beyin oluşumuyla başlar diyebiliriz.
Bu süreç hamileliğin 4. Haftasından başlayarak doğuma kadar olan anne karnında
gelişim sürecidir.
Bu gelişim sürecinde anne ile bebek, bebek ile anne ve bebek ile dış dünya arasında,
bilinçsel ve duygusal etkileşimler meydana gelmektedir. Bu etkileşimlerde anne
bedende çeşitli kimyasal etkilerde oluşmaktadır.
Bebeğin bulunduğu içi sıvı dolu kese bu etkileşimlerde çok stratejik bir pozisyon
oluşturmaktadır. İçi sıvı dolu bu keseciği bir mercek olarak ve bebeğinde de bu
merceğin odak noktasında pozisyonlandığı düşünebiliriz. Annenin yaşadığı duygular
bebeğe mercek etkisiyle yani misliyle aktarılmaktadır. Bunu anne karnındaki fiziksel
gelişim ve doğumdan sonra olan fiziksel gelişimle kıyaslayarak da düşünebiliriz. Bu
oransallık 10-50 kat seviyelerinde olabilir.
Kısacası bebek için anne karnı, bilinçsel, duygusal ve fiziksel olarak yoğunlaştırılmış
süper gelişim merkezidir.
ANNE KARNINDA BEBEKLE ETKİLEŞİM
Hamileliğin 4. Haftasından itibaren bebeğin anne ile duygusal iletişimin yanı sıra aynı
zamanda dış dünya ile de etkileşimleri olmaktadır. Bu etkileşimler, ses dalgalarıyla ve
annenin yaşadıklarının ve buna bağlı duygusal etkilerin elektriksel olarak bebeğe
aktarılması şeklinde olmaktadır.
Hamilelikle birlikte anne, bebeğin ve hamileliğin etkisiyle farklı duyguların yaşandığı bir
döneme girmiş olur. Annenin hamileliğin ilk anından sonuna kadar olan süreçte yaşadığı
en güçlü duygu sahiplenme duygusudur. Sahiplenmenin temelinde bebeğin zarar
görmemesi esası yer almaktadır. Bunun bebekteki karşılığı GÜVEN DUYGUSUDUR. Ve
bu dönemde bebeğin yaşadığı her şey anneden gelen güven duygusu temelinde
gerçekleşecektir. Normal hayatla bu durumu değerlendirdiğimizde de her şeyden önce
güvenli ortam arayışımızın belki de en önemli nedeni budur.
Anne karnında bebeğin bilinç ve sinir sistemi gelişimiyle birlikte, anne ile arasında
duygusal etkileşimleri de başlamış olur. Bunlar ilk önce tanışma ve tanımlama,
sonrasında keşfetme ve öğrenme aşamalarıdır.
Bebekte tanımlama, keşfetme veya algılama başladığında bu annenin duygu
durumunda değişiklikler yaşamasıyla dışarıdan da fark edilmeye başlar. Yani annenin
duygu durumu bebeği kapsadığı gibi bebeğin duygu durumuda anneyi kapsamaktadır.
Bu dönemde anne, karnındaki bebeği fiziksel olarak geliştirmekle kalmaz aynı zamanda
bilinçsel ve duygusal olarakta geliştirir. Bu gelişim sırasında anne, bebeğin duygu
durumlarını yaşamakta ve dışarıya yansıtmaktadır.
Dünya ile ilk karşılaşma anne karnında olur.
Öncelikle en sık rastlanan duygu durumlarından biri annedeki Pasiflik Hissidir. Bu
durumu anne karnındaki bebeğin yeni oluşan bilinç sistemiyle dış dünyayı ilk gördüğü
dönem olarak düşünebiliriz. Yani bebek bir pencereden hiç bilmediği, tanımlanmamış
bir dünyayı görmektedir. Bu durumda en normal insan tepkisini vermektedir. Yani hem
çekingen hem de pasif davranış sergiler. Bu dönemde anneyi dışarıdan gören göz
annenin pasifleştiği, çekingen olduğunu görmektedir. Hatta annede bu durumdan
şikâyet etmektedir. Bu yüzden anne ve baba adayları böylesi bir duygu durum
yaşandığında bebeklerine sıcak bir merhaba diyerek onun ilk keşif adımlarını
kutlamaya, onu tebrik etmeye başlayabilirler.
Bu duygu durumunu aslında bebeğinizin karnınızı ilk tekmelemesidir. O sizi ve dış
dünyayı hissediyor, sizin gözünüzden görüyor ve sizde onun bu ilk karşılaşmadaki duygu
halini tüm benliğinizde hissediyorsunuz. Kısacası bebeğiniz bu dönemde biraz
çekingen…
Dış dünya ile ilk karşılaşmadan sonra bebek yaşadığı güvenli ortamın etkisiyle kendini
güçlü hisseder ve dış olayları keşfetmeye başlar. Anne çekingenlik ve pasiflik hissinden
de bu sayede yavaş yavaş kurtulmaya başlar. Dış olayların bebek tarafından keşfi
annenin en karışık ruh haline girişiyle anlaşılacaktır. Bebek anne penceresinden
gördüğü olaylara öncelikle tepki geliştirmeyi öğrenmektedir. Örnek olarak anne için
sıradan basit bir olay, bebek için kaldırılması güç bir olay olarak algılandığında anne
çaresizlik içinde kalmış gibi ağlamaya başlayabilir. Aslında ağlayan anne değil bu sıradan
olay karşısında çaresiz kalan bebektir.
Veya hiç komik olmayan bir şey anneyi kahkaha krizine sokmaktadır. Ya da anlamsız öfke
patlamaları görülmektedir. Çünkü bebeğiniz bu olaylarla ilk defa karşılaşmaktadır ve
doğru tepkileri anne tepkileri sayesinde öğrenmektedir. Yani sizin tepkilerinizi
kopyalamaktadır.
Bu bebek keşif dönemi, annede Ambivalans (Karmaşık Duygu Durumları) dönemi
olarak isimlendirilmektedir.
Çoğu anne baba adayı bu dönemi gereksiz duyulan endişelerle ve huzursuzlukla
geçirmektedir.
Sonuç olarak, bebeğin dış dünyayı tanıması ilerledikçe annenin duygu karmaşıklığı da
azalacaktır.
Dünya’yı ilk anne tanıtır.
Her karmaşık duygu durumu oluştuğunda küçük maceraperest için sevgi sözcükleriyle
mırıldanmanız ve elinizi ona yaklaştırmanızda fayda olacaktır. Çünkü dış dünyadan gelen
bu bilgiler anne penceresindendir ve aslında dünyayı ilk tanıtan rehber annedir.
Bu yüzdendir ki, içeriden gelen ve sizde daha önce olmayan bu duygusal dalgalanmaları
yaşadığınızda, aslında onun bebeğinizin tepkileri olduğu fark edin. Bu dönem
bebeğinizle en çok konuşmanız gereken dönemdir. Her duygu dalgalanmasında ona
kendinizden emin bir şekilde yaşanan durumu tanıtın ve anlatın. Mutlaka pozitif olun
ve pozitif duyguları bebeğinize aktarın. Mümkün oldukça ona yaşadığınız her duygu
dalgalanmasında seslenin.
Çünkü ses sıvı içinde en hızlı duygu taşıyıcısıdır. Annenin ses kaynağı ile aynı vücutta
olması bebek için en büyük avantajdır. Annenin duygu dolu sesi bebeği çepeçevre saran
sıvı sayesinde mercek etkisiyle iletilecektir ve onu saracaktır. Bu yüzdendir ki normal
ses yerine kalp atışı gibi belirli bir ritmi olan ses akışları, müzikler, şarkılar bebeği
heyecanlandırmaktadır. Fazla enstrüman içeren bir müzik duyduğunda algısı gelişecek
ve normal hayatta geniş muhakeme becerilerine sahip olmuş olacaktır.
Tüm bu süreç bebeğin bilinçaltı şekillenme sürecidir. Bu süreçte anne, bebeğine ne
kadar pozitif duygu ve güven aşılarsa bebeği doğumdan sonra ve hayatının belki de
tamamında o kadar güçlü birey olabilecektir. Bebeğiniz doğduktan sonra onun gelişimi
için planladığınız her şeyi şimdi yapın. Çünkü ilk temeller bu dönemde atılmaktadır ve
bundan sonra gelecekler o temellerin üzerine eklenecektir.
11 Şubat 2019 Pazartesi
Kurumsal Koçluk
Satış Yönetimi
Piyasalar mı kötü? Rekabet çok mu sert? Müşteriler telefonlara çıkmıyor veya maillere cevap vermiyor mu?
Piyasalar mı kötü? Rekabet çok mu sert? Müşteriler telefonlara çıkmıyor veya maillere cevap vermiyor mu?
Bunlar gibi birçok sorunun üzerine sizi başarısızlığa iten ve belkide fark edemediğiniz kişisel engelleriniz mi var?
Önünüzde 2 net seçenek var.
Hemen işi bırakın veya elinize bayrağınızı alın ve en ulaşılmaz denilen zirvelere dikin.
Satış yöneticileri ve ekipler için SATIŞ YÖNETİMİ SUNUM kitimizi indirebilirsiniz.
CEO Koçluğu
Riskler büyüdükçe kazançlar, kazançlar büyüdükçe sorumluluklar, sorumluluklar büyüdükçe sorunlar, sorunlar büyüdükçe çözümler, çözümler büyüdükçe çözen oyuncularda büyük oluyor.
Riskler büyüdükçe kazançlar, kazançlar büyüdükçe sorumluluklar, sorumluluklar büyüdükçe sorunlar, sorunlar büyüdükçe çözümler, çözümler büyüdükçe çözen oyuncularda büyük oluyor. Pramitin tepesindeki bu oyuncuya CEO deniyor. Ama bu oyuncular kendileri için küçük, insanlık için büyük bir adım atsalar bile, bazen ve genellikle çocukların takılmayacağı çakıl taşlarına takılıp kalıyor sonra da porsche’lerini satıp mağaralarına çekiliyorlar. Çünkü sert dalgalarda gemiyi yürütürlerken geçici mücadele kalkanlarını kalıcı hale getiriyor ve bunlarla yaşamayı bir yaşam biçimine dönüştürüyorlar.
Bir CEO’yu yöneten güçleri;
DNA, Bilinçaltı, Fobiler, Alışkanlıklar, Bağımlılıklar, Tabular, Teamüller, Aşırı Sorumluluğa bağlı self-mobbing duygularının etkilerinden arındırma ve etki yönetimini içeren destek programına CEO Koçluğu diyoruz. Özel sunumu lütfen talep ediniz.
Piyasalar mı kötü? Rekabet çok mu sert? Müşteriler telefonlara çıkmıyor veya maillere cevap vermiyor mu?
Piyasalar mı kötü? Rekabet çok mu sert? Müşteriler telefonlara çıkmıyor veya maillere cevap vermiyor mu?
Bunlar gibi birçok sorunun üzerine sizi başarısızlığa iten ve belkide fark edemediğiniz kişisel engelleriniz mi var?
Önünüzde 2 net seçenek var.
Hemen işi bırakın veya elinize bayrağınızı alın ve en ulaşılmaz denilen zirvelere dikin.
Satış yöneticileri ve ekipler için SATIŞ YÖNETİMİ SUNUM kitimizi indirebilirsiniz.
CEO Koçluğu
Riskler büyüdükçe kazançlar, kazançlar büyüdükçe sorumluluklar, sorumluluklar büyüdükçe sorunlar, sorunlar büyüdükçe çözümler, çözümler büyüdükçe çözen oyuncularda büyük oluyor.
Riskler büyüdükçe kazançlar, kazançlar büyüdükçe sorumluluklar, sorumluluklar büyüdükçe sorunlar, sorunlar büyüdükçe çözümler, çözümler büyüdükçe çözen oyuncularda büyük oluyor. Pramitin tepesindeki bu oyuncuya CEO deniyor. Ama bu oyuncular kendileri için küçük, insanlık için büyük bir adım atsalar bile, bazen ve genellikle çocukların takılmayacağı çakıl taşlarına takılıp kalıyor sonra da porsche’lerini satıp mağaralarına çekiliyorlar. Çünkü sert dalgalarda gemiyi yürütürlerken geçici mücadele kalkanlarını kalıcı hale getiriyor ve bunlarla yaşamayı bir yaşam biçimine dönüştürüyorlar.
Bir CEO’yu yöneten güçleri;
DNA, Bilinçaltı, Fobiler, Alışkanlıklar, Bağımlılıklar, Tabular, Teamüller, Aşırı Sorumluluğa bağlı self-mobbing duygularının etkilerinden arındırma ve etki yönetimini içeren destek programına CEO Koçluğu diyoruz. Özel sunumu lütfen talep ediniz.
3 "İİİ"Kuralı
Bitanem... Hedefe giden yolda üç "İİİ" kuralını unutma!
Yürekten İSTEMELİ, Kendine İNANMALI ve İLERLEMELİSİN.
Yürekten İSTEMELİ, Kendine İNANMALI ve İLERLEMELİSİN.
7 Şubat 2019 Perşembe
Bireysel Koçluk
-Öğrenci Koçluğu
-Koçluk Eğitimleri
-İlişki Koçluğu
ÖĞRENCİ KOÇLUĞU
Kararsızlık, endişe ve korkular yeni yetişen bireylerin en büyük problemidir. İşin kötü yanı bu endişe ve korkuların yanına heyecanda eklendiğinde duygu karmaşası yaşamaları ve tedirginliğin artması sonucunda girilen sınavlarda başarısızlık boy göstermektedir.
Üzerine yetişkinliğe girmenin hormonel yapısıda eklendiğinde bazen durum içinden çıkılamaz hale gelmektedir.
İşte bu noktada genç bireylerimizin uzman kişilerden destek almaları gerçekten önemli bir husustur. Ailelerimiz elbette ki çocuklarına destek vermektedir ancak ailelerine karşı mahcup olma duygusunuda taşıdıkları için sizlerin desteği yeterli gelmeye bilir.
Uzman kişiler, genç bireylerimize yaşadıkları duygu karmaşasının aşılmasında yardımcı olurken, gerçekte ne istediklerini belirlemede de ciddi destekler sağlarlar. Böylece çocuklarımız daha özgüvenli ve karalı bir şekilde yaşamlarına devam ederler.
KOÇLUK EĞİTİMLERİ
Kişinin kendisini geliştirmesi hayatın her noktasında olması gereken bir unsurdur. Gelişime açık olmak elbette ki herkesin başarabildiği bir marifet değildir. Bazen çevremize o kadar çok duvarlar öreriz ki kendimizde bu duvarların altında yok olur gideriz.
Yaşımız kaç olursa olsun yeni bilgiler edinip gerekirse hayata sıfırdan başlamaktan korkmamalıyız.
Eğer sizde yenilik arıyor ve kendinizi farklı alanlarda geliştirmek yada devam eden düzeninize farklı bakış açıları eklemek istiyorsanız bizimle beraber hareket edebilirsiniz.
İLİŞKİ KOÇLUĞU
Günümüzde neredeyse tüm ilişkilerimiz yıpranmış durumda.
İlişki derken sadece evlilik veya sevgililik durumu akla gelmemelidir. Arkadaşlıklarımız, dostluklarımız, aile bireylerimiz, iş ortaklarımızın hepsi birer ilişkidir. Onlar yaşamımızdaki takım arkadaşlarımızdır. Günümüzün çoğunu beraber geçirdiğimiz takım arkadaşlarımızla sorun yaşamak çok mümkün bir olaydır, çünkü herkesin kendine ait bir karakteri vardır.
İlişkileri uzun ve kalıcı bir şekilde yürütmek, yoğun stres altındaki yaşamımızda kolay olmamaktadır. Sizin çok büyük olarak tanımladığınız herhangi bir sorun aslen ufak bir dokunuşla düzelebilir.
Altından kalkamadığımız problemleri, kendi içimizde çözemediğimiz zamanlarda yardım almak çok doğal bir harekettir.
Birçok birey veya çift gerek psikolog, gerek ilişki uzmanları, gerekse yaşam koçlarından yardım alma cesaretini göstermektedir.
Lütfen sizde herhangi bir sorunu içinizde yaşamaktansa, yardım edebileceğini düşündüğünüz uzmanlardan destek almaktan çekinmeyiniz.
-Koçluk Eğitimleri
-İlişki Koçluğu
ÖĞRENCİ KOÇLUĞU
Kararsızlık, endişe ve korkular yeni yetişen bireylerin en büyük problemidir. İşin kötü yanı bu endişe ve korkuların yanına heyecanda eklendiğinde duygu karmaşası yaşamaları ve tedirginliğin artması sonucunda girilen sınavlarda başarısızlık boy göstermektedir.
Üzerine yetişkinliğe girmenin hormonel yapısıda eklendiğinde bazen durum içinden çıkılamaz hale gelmektedir.
İşte bu noktada genç bireylerimizin uzman kişilerden destek almaları gerçekten önemli bir husustur. Ailelerimiz elbette ki çocuklarına destek vermektedir ancak ailelerine karşı mahcup olma duygusunuda taşıdıkları için sizlerin desteği yeterli gelmeye bilir.
Uzman kişiler, genç bireylerimize yaşadıkları duygu karmaşasının aşılmasında yardımcı olurken, gerçekte ne istediklerini belirlemede de ciddi destekler sağlarlar. Böylece çocuklarımız daha özgüvenli ve karalı bir şekilde yaşamlarına devam ederler.
KOÇLUK EĞİTİMLERİ
Kişinin kendisini geliştirmesi hayatın her noktasında olması gereken bir unsurdur. Gelişime açık olmak elbette ki herkesin başarabildiği bir marifet değildir. Bazen çevremize o kadar çok duvarlar öreriz ki kendimizde bu duvarların altında yok olur gideriz.
Yaşımız kaç olursa olsun yeni bilgiler edinip gerekirse hayata sıfırdan başlamaktan korkmamalıyız.
Eğer sizde yenilik arıyor ve kendinizi farklı alanlarda geliştirmek yada devam eden düzeninize farklı bakış açıları eklemek istiyorsanız bizimle beraber hareket edebilirsiniz.
İLİŞKİ KOÇLUĞU
Günümüzde neredeyse tüm ilişkilerimiz yıpranmış durumda.
İlişki derken sadece evlilik veya sevgililik durumu akla gelmemelidir. Arkadaşlıklarımız, dostluklarımız, aile bireylerimiz, iş ortaklarımızın hepsi birer ilişkidir. Onlar yaşamımızdaki takım arkadaşlarımızdır. Günümüzün çoğunu beraber geçirdiğimiz takım arkadaşlarımızla sorun yaşamak çok mümkün bir olaydır, çünkü herkesin kendine ait bir karakteri vardır.
İlişkileri uzun ve kalıcı bir şekilde yürütmek, yoğun stres altındaki yaşamımızda kolay olmamaktadır. Sizin çok büyük olarak tanımladığınız herhangi bir sorun aslen ufak bir dokunuşla düzelebilir.
Altından kalkamadığımız problemleri, kendi içimizde çözemediğimiz zamanlarda yardım almak çok doğal bir harekettir.
Birçok birey veya çift gerek psikolog, gerek ilişki uzmanları, gerekse yaşam koçlarından yardım alma cesaretini göstermektedir.
Lütfen sizde herhangi bir sorunu içinizde yaşamaktansa, yardım edebileceğini düşündüğünüz uzmanlardan destek almaktan çekinmeyiniz.
Kimseye Güvenme
Yaşam Koçu Sevil Tunç'tan mesaj;
"Kimseye Güvenme"
Etrafına şöyle bir bak
Kimler kime kulluk ediyor…
Hatta kendine de bir bak
Kendi doğrularında mı ilerliyorsun
Yoksa
Başkalarının doğrusumu yaşam biçimin…
Oturduğun koltuğa
Sahip olduğun mevkiyemi güveniyorsun
Yoksa
Yüreğine
Karakterine
Vicdanına
Aklına
Rabbinemi güveniyorsun…
Bugünlerde dürüst olmak
Kimseye eyvallah etmeden yaşamak
Kendi doğrularında ilerleyebilmek
Sadece CESUR kişilerin becerisidir…
Kişinin mevkisine
Kişinin gücüne
Ve parasına kul olması
Hastalıkların en büyüğü
Karaktersizliğin son noktasıdır…
Bitanem
Sen sen ol
Böyle insanlara prim verme…
Prim verenlerle muhattap olma…
Onlar
Zaman içerisinde YOK olmaya mahkum.
Sen sağlam ve dik duruşunla
Farklılığını ortaya koy
Rabbinden ve kendinden başka
Kimseye GÜVENME…
"Kimseye Güvenme"
Etrafına şöyle bir bak
Kimler kime kulluk ediyor…
Hatta kendine de bir bak
Kendi doğrularında mı ilerliyorsun
Yoksa
Başkalarının doğrusumu yaşam biçimin…
Oturduğun koltuğa
Sahip olduğun mevkiyemi güveniyorsun
Yoksa
Yüreğine
Karakterine
Vicdanına
Aklına
Rabbinemi güveniyorsun…
Bugünlerde dürüst olmak
Kimseye eyvallah etmeden yaşamak
Kendi doğrularında ilerleyebilmek
Sadece CESUR kişilerin becerisidir…
Kişinin mevkisine
Kişinin gücüne
Ve parasına kul olması
Hastalıkların en büyüğü
Karaktersizliğin son noktasıdır…
Bitanem
Sen sen ol
Böyle insanlara prim verme…
Prim verenlerle muhattap olma…
Onlar
Zaman içerisinde YOK olmaya mahkum.
Sen sağlam ve dik duruşunla
Farklılığını ortaya koy
Rabbinden ve kendinden başka
Kimseye GÜVENME…
Boşuna Yaratılmadık
Yaşam Koçu Sevil Tunç'tan mesaj;
"Boşa Yaratılmadık"
Hepimiz
Eşi benzeri olmayan
Mükemmel bir yaradılışa sahip
Harika varlıklarız…
Nefes alan her canlının
Muhakkak bir görevi vardır…
Kimi
İyi bir anne, eş, abla, teyze, hala
Kimi
İyi bir baba, abi, koca, amca, dayı..
Kimi
Örnek davranışlarıyla öğretici bilge
Kimi
Yanlışlarıyla ibretlik birey…
Varolan hiç kimse
ANLAMSIZ değildir…
Ve
Boşuna yaratılmamıştır…
Bitanem
Varlığın kimilerine
Sevgiyi, şefkati, mutluluğu hissettirirken…
Kimilerine
Hüsranı, kızgınlığı, umutsuzluğu hatırlata Bilir…
Her ne şekilde olursa olsun
Asla ve asla
Anlamsız bir varlık değilsin…
İyi veya kötü olmak
Kişinin kendi tercihidir…
Biliyorum ki SEN
Her daim
İyi ve faydalı biri olmayı tercih ediyorsun…
Tüm çabana rağmen
Bunu anlamamakta ısrar eden varsa
Yol ver gitsin…
Emin ol
Kaybedecek bir dakikan bile yok
Çünkü yaşam
Tahmininden daha kısa…
"Boşa Yaratılmadık"
Hepimiz
Eşi benzeri olmayan
Mükemmel bir yaradılışa sahip
Harika varlıklarız…
Nefes alan her canlının
Muhakkak bir görevi vardır…
Kimi
İyi bir anne, eş, abla, teyze, hala
Kimi
İyi bir baba, abi, koca, amca, dayı..
Kimi
Örnek davranışlarıyla öğretici bilge
Kimi
Yanlışlarıyla ibretlik birey…
Varolan hiç kimse
ANLAMSIZ değildir…
Ve
Boşuna yaratılmamıştır…
Bitanem
Varlığın kimilerine
Sevgiyi, şefkati, mutluluğu hissettirirken…
Kimilerine
Hüsranı, kızgınlığı, umutsuzluğu hatırlata Bilir…
Her ne şekilde olursa olsun
Asla ve asla
Anlamsız bir varlık değilsin…
İyi veya kötü olmak
Kişinin kendi tercihidir…
Biliyorum ki SEN
Her daim
İyi ve faydalı biri olmayı tercih ediyorsun…
Tüm çabana rağmen
Bunu anlamamakta ısrar eden varsa
Yol ver gitsin…
Emin ol
Kaybedecek bir dakikan bile yok
Çünkü yaşam
Tahmininden daha kısa…
Akademi
Günümüze kadar DNA hakkında yapılan çalışmaların geneli, ticari veya siyasi amaçlı olarak genlerin işlevsel keşifleri ve bunların uygulamada kullanılabilirliği yönünde yoğunlaşmıştır.

Ancak ABD’de 1940’lardan itibaren, bir hükümetin özel izniyle bir grup bilim insanı DNA‘daki kayıtlı bilgilerin, nasıl kayıt edildiğini, nasıl ortaya çıkarılabileceği konusunda çalışmalar sürdürmektedir.
Üzerinde, hastalıklardan saç telinizin kalınlığına kadar tüm detaylı bilgileri taşıyan ve her insanda ortalama 200 milyar kilometre uzunluğunda olan bu iplikçik aslında kainatta ki en büyük kayıt cihazıdır. Bu kayıt cihazı ilk insandan bu yana yaşayan tüm insanlığın bilgilerini bugün üzerinizde taşıdığınızı anlatmaktadır.
Yani tüm insanlık bir deftere topluca yazılar yazıp, üzerimizde taşıyor ve üreme yoluyla bizden sonra gelenlere aktarıyoruz diyebiliriz.
Eğer DNA diğer işlevlerinin yanında bir kayıt cihazı değildir sadece uygulama talimatlarından oluşan bir yapıdır derseniz ve eğer yaratılışa inanıyorsanız; ilk insan olan Hz Adem’de bugün gördüğümüz tüm kalıtsal hastalıklar vardı demeniz gerekir. Halbuki bugün gördüğümüz ve yaşadığımız her türlü kalıtsal hastalığın sebebi, bugün yaşayan insanın atalarının bu hastalığı yaşaması veya bu hastalığın zeminini oluşturacak bir modifikasyona uğramasıdır.
Bu bize etkisi güçlü modifikasyonların DNA’da kayıt altına alındığının bir göstergesidir.
DNA yapısı itibariyle, bir matematiksel yazılım gibidir. Bu yazılım tüm insanlar için aynı sistematikte işlemektedir. Bu yazılımın dili 3 harflidir. Fosfat, Deoksiriboz Şekeri ve Baz’lardır. Baz birimi kendi içinde 4 farklı isim ve fonksiyondaki Adenin, Timin, Guanin, Sitozin bazından oluşmaktadır. Bu 3 harfli alfabe binlerce farklı varyasyonda dizilimiyle, yediğimiz yemeğin nasıl öğütülüp hücrelere dağıtılacağına, nasıl nefes alacağımıza kadar yaşamımızın her noktasının yönetici ve uygulayıcı kodlarını barındırır…
Bir kedinin mamasının yedikten sonra zeminde toprak olmasa bile onun üstünü havayla kapatmaya çalışmasındaki iç güdü denen uygulama yazılımıdır DNA kaynaklı bilgi.
Kısacası DNA bedenin biyolojik, fizyolojik ve bilinçsel kullanım kılavuzudur.
Ancak bunun yanında güçlü modifikasyonlarla eklenmiş bilgileri de taşır. Yani öğrenir ve öğrendiği bilgiyi saklar ve nesilden nesile taşır.
Peki nedir bu güçlü modifikasyonlar?
Bir kedinin mamasının yedikten sonra zeminde toprak olmasa bile onun üstünü havayla kapatmaya çalışmasındaki iç güdünün iki sebebi olabilir.
Yaratılışsal kodlama. Kediyi yaratan onun kendisini diğer canlılardan nasıl koruması gerektiğini kodladığı gibi yiyeceklerini bozulma ve/veya başka canlılar tarafından yenmeye karşı saklama gereksinimini de kodlamış olabilir.
Kedinin atalarından birinin örtmediği yiyeceği daha sonra bulamayıp, uzun süre aç kalmasına sebebi doğrultusunda yemeği saklama ihtiyacının açlıkla öğrenilmesi sonucu gelişmesidir. Çünkü açlık ve aç kalma korkusu çok güçlü bir duygudur. Ve diğer duyguları ve buna bağlı bilinç yapısını tetikleyici ve yapılandırıcıdır.
Bu araştırmanın üç ana amacı vardır.
İlki bir Bilgi’nin Bilinç ile karşılaşması ve hangi etkilerden sebebiyle Bilinçaltına geçtiği ve buradan DNA’ya nasıl aktarıldığını görmektir.
İkinci adımda DNA’da kayıtlı bilgilerin hangi durum, şart, iç ve dış etkilerle bilince taşınabileceğinin tespiti ve yol haritasını anlamaktır.
Kaynak : Yaşam Koçu Sevil Tunç
Biyografi
Doğu ve batı felsefesinde, dinlerde ve yaşanan temaüllerdeki Sevgi ve Mutluluk anlayışının anatomisi üzerine çalışmalar sürdürmekte olan Sevil Tunç, bu alandaki tespitlerini ve yayılmasını düşündüğü fikirlerini bir kitapta birleştirmeye karar verdi.
Sevil Tunç 1978 yılında İstanbul’da doğdu. Okul hayatını ailesinin işleri sebebiyle ülkenin çeşitli bölgelerinde tamamladı. Turizm eğitimi ile iş hayatına turistlik otellerde başladı. Turizm sektöründen kişisel gelişim adına disiplin, iş prensipleri, organizasyon, aktif sabır, yüksek iletişim becerileri, kriz yönetimi becerilerini geliştirerek, ani bir kararla uluslararası finans alanına hızlı bir giriş yaptı.
Bu alanda ilk işini İsviçre’de bir fonun kurulmasında rol alarak yaptı. Turizmin gülen ve sevecen yüzüyken, finans dünyasının gülümseyen snop yapısına dönüşüm sağladı. 10 yıla yakın bir süre, dünya çapında finansal piyasalarda çalışmalar yaptı.
En sonunda finansal dünyanın empati ve sempatisini elinden alıp sadece para vereceğini fark ettiğinde bu takasın bedelinin bu olmadığını düşünen Sevil Tunç, ani bir kararla kariyerine son vererek mutluluk ve sevginin yayılması için yeni bir alan olan Koç’luk eğitimleri almaya başladı.
2 yıl boyunca birçok yabancı ve yerli kuruluştan eğitimler aldı.
Eğitim sürecinde deneme ve araştırma amaçlı kurduğu Sevil’diğini Bil sayfası çok beğeni topladı.
Doğu ve batı felsefesinde, dinlerde ve yaşanan temaüllerdeki Sevgi ve Mutluluk anlayışının anatomisi üzerine çalışmalar sürdürmekte olan dhttp://www.seviltunc.com/nuz Sevil Tunç, bu alandaki tespitlerini ve yayılmasını düşündüğü fikirlerini bir kitapta birleştirmeye karar verdi.
Kitap çalışmasının yanı sıra, koç’luk üzerine özel ve toplu eğitimler, özel koç’luk hizmetleri vermektedir.
Tüm bunlara ek olarak DNA üzerine bilgi yazılması ve DNA’daki bilginin bilince taşınması konularında akademik araştırmalar yapmaktadır. Bu çalışmalarının deneysel süreçleri tamamlandığında Bilimsel Makale olarak yayımlayacaktır.
Sevil Tunç evlidir ve iyi bir hayvan severdir.
Sevil Tunç 1978 yılında İstanbul’da doğdu. Okul hayatını ailesinin işleri sebebiyle ülkenin çeşitli bölgelerinde tamamladı. Turizm eğitimi ile iş hayatına turistlik otellerde başladı. Turizm sektöründen kişisel gelişim adına disiplin, iş prensipleri, organizasyon, aktif sabır, yüksek iletişim becerileri, kriz yönetimi becerilerini geliştirerek, ani bir kararla uluslararası finans alanına hızlı bir giriş yaptı.
Bu alanda ilk işini İsviçre’de bir fonun kurulmasında rol alarak yaptı. Turizmin gülen ve sevecen yüzüyken, finans dünyasının gülümseyen snop yapısına dönüşüm sağladı. 10 yıla yakın bir süre, dünya çapında finansal piyasalarda çalışmalar yaptı.
En sonunda finansal dünyanın empati ve sempatisini elinden alıp sadece para vereceğini fark ettiğinde bu takasın bedelinin bu olmadığını düşünen Sevil Tunç, ani bir kararla kariyerine son vererek mutluluk ve sevginin yayılması için yeni bir alan olan Koç’luk eğitimleri almaya başladı.
2 yıl boyunca birçok yabancı ve yerli kuruluştan eğitimler aldı.
Eğitim sürecinde deneme ve araştırma amaçlı kurduğu Sevil’diğini Bil sayfası çok beğeni topladı.
Doğu ve batı felsefesinde, dinlerde ve yaşanan temaüllerdeki Sevgi ve Mutluluk anlayışının anatomisi üzerine çalışmalar sürdürmekte olan dhttp://www.seviltunc.com/nuz Sevil Tunç, bu alandaki tespitlerini ve yayılmasını düşündüğü fikirlerini bir kitapta birleştirmeye karar verdi.
Kitap çalışmasının yanı sıra, koç’luk üzerine özel ve toplu eğitimler, özel koç’luk hizmetleri vermektedir.
Tüm bunlara ek olarak DNA üzerine bilgi yazılması ve DNA’daki bilginin bilince taşınması konularında akademik araştırmalar yapmaktadır. Bu çalışmalarının deneysel süreçleri tamamlandığında Bilimsel Makale olarak yayımlayacaktır.
Sevil Tunç evlidir ve iyi bir hayvan severdir.
Kimler yaşam koçluğu alabilir?
Kimler yaşam koçluğu alabilir?
- Hayatlarını daha mutlu ve doyumlu yaşamak isteyenler.
- Hayatlarında çözümleyemedikleri bir konu olanlar.
- Kariyerini değiştirmek veya geliştirmek ve yeni kararlar almak isteyenler.
- Sınavlara hazırlananlar.
- Emekli olup, bunalıma girenler.
- Boşanmış olup, bunalımda olanlar.
- Hayatlarındaki stres ile baş edemeyenler.
- Meslek seçiminde kararsızlık yaşayanlar.
- Hayatlarını planlamakta güçlük çekenler.
- Hayallerini ve hedeflerini gerçekleştiremeyenler.
- Her türlü ilişki problemi yaşayanlar. (İş, eş, aşk, arkadaşlık v.s.)
- Hayatına yenilik katmak isteyenler.
- Yaşamlarında aynı kısır döngü tekrar edenler. (Örneğin, sürekli aldatılıyorum, işten atılıyorum, para kaybediyorum, sosyal fobim var, özgüven eksikliğim var v.s.)
- Hayatlarındaki karmaşadan rahatsız olanlar.
- Evliliklerinde ve ilişkilerinde tatmin edici bir seviyeye gelmek isteyenler.
- Dengeli, sağlıklı ve doyumlu bir yaşam sürmek isteyenler.
- 12 yaşın üzerindeki herkes yaşam koçu alabilir.
- Hayatlarını daha mutlu ve doyumlu yaşamak isteyenler.
- Hayatlarında çözümleyemedikleri bir konu olanlar.
- Kariyerini değiştirmek veya geliştirmek ve yeni kararlar almak isteyenler.
- Sınavlara hazırlananlar.
- Emekli olup, bunalıma girenler.
- Boşanmış olup, bunalımda olanlar.
- Hayatlarındaki stres ile baş edemeyenler.
- Meslek seçiminde kararsızlık yaşayanlar.
- Hayatlarını planlamakta güçlük çekenler.
- Hayallerini ve hedeflerini gerçekleştiremeyenler.
- Her türlü ilişki problemi yaşayanlar. (İş, eş, aşk, arkadaşlık v.s.)
- Hayatına yenilik katmak isteyenler.
- Yaşamlarında aynı kısır döngü tekrar edenler. (Örneğin, sürekli aldatılıyorum, işten atılıyorum, para kaybediyorum, sosyal fobim var, özgüven eksikliğim var v.s.)
- Hayatlarındaki karmaşadan rahatsız olanlar.
- Evliliklerinde ve ilişkilerinde tatmin edici bir seviyeye gelmek isteyenler.
- Dengeli, sağlıklı ve doyumlu bir yaşam sürmek isteyenler.
- 12 yaşın üzerindeki herkes yaşam koçu alabilir.
Yaşam Koçu Nedir ?
“Bir yaşam koçu, bize yapabileceklerimizi yaptıran kişidir.”
“Yaşam koçu ne yapar?
Öncelikle şu soruya cevap vermemiz gerekir.
Koçluk mu, danışmanlık mı, terapi mi?
Terapiler ve yaşam koçluğu arasında bağlantılar vardır ama bağlantılar tarzda, metodolojilerde, tekniklerde ya da çalışma araçlarında değildir. Neden ve sonuçtan türerler.
Yaşam koçlarının müdahale becerisi olsa bile, daima danışanlarını terapi yardımı almak için bu konuda eğitimli ve profesyonel meslek mensuplarına yönlendirmelidirler.
Koçluk, danışmanlık ve terapi arasındaki farkları tespit etmek için, kimi zaman bir yanlışlık sonucu koçlukla karıştırılan prosedürlerin genel bir açıklamasını yapmak gerekir. Bunlar, danışmanlık, psikoterapi, NLP, (bir sonraki yazımın konusu NLP nedir, NLP ile neler yapılabilir?) hipnoterapi ve psikiyatriyi kapsar.
Yaşam koçu beden ve akıl hastalıklarırı ile ilgilenmez.
Müşterilerin hayat içinde huzursuzlukları ya da memnuniyetsizliklerini gidermede veya hafifletmede yardımcı olur. Onlara özsaygı sorunlarında ve arzularına amaçlarına ulaşma konusunda yardımcı olur.
Bir yaşam koçu öncelikle danışanı çok iyi analiz ederek, danışanın zihin yapısını ve nasıl düşündüğünü anlar.
Danışanın kişilik haritasını çıkartarak, doğru ve yanlışlarını görmesine yardımcı olur.
Yaşam koçu, danışanın kendini yeniden şekillendirme sürecinde yol haritası çizer. Danışanını büyük bir ilgi ve dikkatle dinler.
Danışanın elindeki kartları alıp, en iyi şekilde oynamasına, bazen oyunun kurallarını değiştirmesine ya da daha iyi bir oyun kurmasına yardımcı olur.
Yaşam koçu, danışanında yeni, güçlü, pozitif duygu ve düşünceler yaratarak onun değişimini destekler.
Yaşam koçu, danışanına sorumluluk verir. Danışanını asla yargılamaz, eleştirmez ve zorlamaz. Danışanına daima enerji, güç ve motivasyon sağlar.
Yaşam koçu seanslarda ve çalışmalarında sıfır sorumluluk alır. Çünkü bir yaşam koçu asla danışanını yönlendirmez, yönetmez, asla akıl vermez. Yaşam koçluğu çalışmalarında tüm sorumluluk danışandadır.
Bir yaşam koçu güçlü bir motivasyon ustasıdır. Her seansta danışanını daha güçlü ve kendine güvenen bir insan haline getirmek için onu motive eder.
Yaşam koçu, danışanına akıllı sorular sorarak, danışanının farkındalığını geliştirir. Koçluk seansları esnasında danışanının itirazlarını iyi çözümler. Koçluk seansları danışanın gösterdiği dirençleri ustalıkla çözer.
Yaşam koçu danışanı ile sohbet halinde olur. Bu sohbetler ile danışanın dünyasına girer, onunla uyumu yaratır. Empatik bir dinleyicidir.
Yaşam koçu danışanının duygusal banka hesabına güven, anlayış ve sevgi yatırarak, danışanına psikolojik oksijen verir. Zira bilir ki, karşısındaki insanın tek isteği anlaşılmak, sevilmek ve saygı duyulmaktır.
“Yaşam koçu ne yapar?
Öncelikle şu soruya cevap vermemiz gerekir.
Koçluk mu, danışmanlık mı, terapi mi?
Terapiler ve yaşam koçluğu arasında bağlantılar vardır ama bağlantılar tarzda, metodolojilerde, tekniklerde ya da çalışma araçlarında değildir. Neden ve sonuçtan türerler.
Yaşam koçlarının müdahale becerisi olsa bile, daima danışanlarını terapi yardımı almak için bu konuda eğitimli ve profesyonel meslek mensuplarına yönlendirmelidirler.
Koçluk, danışmanlık ve terapi arasındaki farkları tespit etmek için, kimi zaman bir yanlışlık sonucu koçlukla karıştırılan prosedürlerin genel bir açıklamasını yapmak gerekir. Bunlar, danışmanlık, psikoterapi, NLP, (bir sonraki yazımın konusu NLP nedir, NLP ile neler yapılabilir?) hipnoterapi ve psikiyatriyi kapsar.
Yaşam koçu beden ve akıl hastalıklarırı ile ilgilenmez.
Müşterilerin hayat içinde huzursuzlukları ya da memnuniyetsizliklerini gidermede veya hafifletmede yardımcı olur. Onlara özsaygı sorunlarında ve arzularına amaçlarına ulaşma konusunda yardımcı olur.
Bir yaşam koçu öncelikle danışanı çok iyi analiz ederek, danışanın zihin yapısını ve nasıl düşündüğünü anlar.
Danışanın kişilik haritasını çıkartarak, doğru ve yanlışlarını görmesine yardımcı olur.
Yaşam koçu, danışanın kendini yeniden şekillendirme sürecinde yol haritası çizer. Danışanını büyük bir ilgi ve dikkatle dinler.
Danışanın elindeki kartları alıp, en iyi şekilde oynamasına, bazen oyunun kurallarını değiştirmesine ya da daha iyi bir oyun kurmasına yardımcı olur.
Yaşam koçu, danışanında yeni, güçlü, pozitif duygu ve düşünceler yaratarak onun değişimini destekler.
Yaşam koçu, danışanına sorumluluk verir. Danışanını asla yargılamaz, eleştirmez ve zorlamaz. Danışanına daima enerji, güç ve motivasyon sağlar.
Yaşam koçu seanslarda ve çalışmalarında sıfır sorumluluk alır. Çünkü bir yaşam koçu asla danışanını yönlendirmez, yönetmez, asla akıl vermez. Yaşam koçluğu çalışmalarında tüm sorumluluk danışandadır.
Bir yaşam koçu güçlü bir motivasyon ustasıdır. Her seansta danışanını daha güçlü ve kendine güvenen bir insan haline getirmek için onu motive eder.
Yaşam koçu, danışanına akıllı sorular sorarak, danışanının farkındalığını geliştirir. Koçluk seansları esnasında danışanının itirazlarını iyi çözümler. Koçluk seansları danışanın gösterdiği dirençleri ustalıkla çözer.
Yaşam koçu danışanı ile sohbet halinde olur. Bu sohbetler ile danışanın dünyasına girer, onunla uyumu yaratır. Empatik bir dinleyicidir.
Yaşam koçu danışanının duygusal banka hesabına güven, anlayış ve sevgi yatırarak, danışanına psikolojik oksijen verir. Zira bilir ki, karşısındaki insanın tek isteği anlaşılmak, sevilmek ve saygı duyulmaktır.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)








