Yaşam Koçunuz Sevil Tunç 'un Anlatımıyla Hamilelikte Bilinçaltı Gelişimi
Ön yargılarımız, eğilimlerimiz ve bunlara bağlı olarak gelişimimiz, yani inşa ettiğimiz ve
sürdürdüğümüz hayatımız, diğer bir tabirle bilinçaltımız, kaderimizi yazan kalemdir.
Bilinçaltımızın şekillenmesinde üç ana faktör vardır ve bunun ikisi bizim kontrolümüzde
değildir.
İlki DNA’mızda kalıtımsal olarak soyumuzdan gelen işlenmiş bilgiler,
İkincisi anne karnındaki dönemde anneyle birlikte şekillendirilen bilgiler,
Son olarak doğumdan sonra yaşananların etkisiyle olanlardır.
Burada en stratejik bilinçaltı gelişim dönemi hamilelikte yaşanandır. Çünkü DNA etkisini
göz ardı edersek, bilinçaltı temelimiz anne karnında atılmaktadır diyebiliriz.
Bilinç Nasıl bir Sistemdir?
Basit ve anlaşılabilir bir tanımlamayla, bilinç sistemi elektriksel aktiviteler ve buna bağlı
hücreler üzerinde oluşan bir kayıt organizasyonudur. Burada ana dağıtım şebekesini de
sinir sistemi olarak konumlandırabiliriz. İnsan vücudunun yüzde altmışından fazlasının
sudan oluşması da bu elektriksel aktivitelerin tüm vücutta bütünlük halinde faal olması
için uygun ortamı sağlamaktadır.
Bu sayede bilgiler elektriksel akışlarla tıpkı bir bilgisayar diskinde olduğu gibi
kaydolmaktadır. Bunun yanında bilgiler standart bir elektrik ritmiyle kaydolurken,
duygular bu ritmi değiştirir. Yaşanan duygunun gücü, vücudun elektrik akışını da
değiştirir. Hatta bu değişimler öyle seviyelere çıkar ki, vücudun kimyasal dengesini de
değiştirebilir. Bu olaya en popüler örnek yüksek stres sebebiyle kanın PH değerinin
bazik seviyeden asidik seviyeye dönüşmesidir. Veya âşık olduğunuzda ya da
korktuğunuzda vücudun kimyasal düzeninde dönemsel değişiklikler olmaktadır ve
bazen bu değişiklikler kalıcı hasarlarda verebilmektedir.
Bu yüzdendir ki duygular sistemsel tetikleyicidir ve tüm vücut bu tetiklenmeden
etkilenmektedir. Duyguların yönetimi bilinç ve buna bağlı olarak algılamayla gerçekleşir.
Ancak bilincimizde ki yatkınlıkları ve eğilimleri biz fark etmeden bilinç altımız
yönlendirmektedir. Çünkü bilinç tasnif edilmiş bilgilerin işletimi ve yönetimini yaparken,
bilinçaltı duyguyla kaydedilmiş bilgileri işletir ve yönetir. Bu sayede tercihlerimizi
yöneten eğilimlerimiz ortaya çıkmaktadır.
Hamilelik dönemi de güçlü duyguların ve yoğun elektrik faaliyetlerinin yaşandığı bir
dönemdir.
Anne ve çocuk aynı vücutta olmalarına rağmen farklı ortamlarda birbirinden farklı
olaylar yaşamakta ve bu yaşananların etkileriyle birbirlerini etkilemektedirler.
Hamilelik tek bir vücutta bir canlı oluşumu gibi algılansa da aslında bu dönem iki farklı
yaşamsal ortamdan oluşmaktadır. Anne dış dünyada yaşarken, bebeğin yaşam alanı, içi
özel sıvıyla dolu bir keseciktir.
Bir bebeğin bilinç sistemi, merkezi sinir sistemi ve beyin oluşumuyla başlar diyebiliriz.
Bu süreç hamileliğin 4. Haftasından başlayarak doğuma kadar olan anne karnında
gelişim sürecidir.
Bu gelişim sürecinde anne ile bebek, bebek ile anne ve bebek ile dış dünya arasında,
bilinçsel ve duygusal etkileşimler meydana gelmektedir. Bu etkileşimlerde anne
bedende çeşitli kimyasal etkilerde oluşmaktadır.
Bebeğin bulunduğu içi sıvı dolu kese bu etkileşimlerde çok stratejik bir pozisyon
oluşturmaktadır. İçi sıvı dolu bu keseciği bir mercek olarak ve bebeğinde de bu
merceğin odak noktasında pozisyonlandığı düşünebiliriz. Annenin yaşadığı duygular
bebeğe mercek etkisiyle yani misliyle aktarılmaktadır. Bunu anne karnındaki fiziksel
gelişim ve doğumdan sonra olan fiziksel gelişimle kıyaslayarak da düşünebiliriz. Bu
oransallık 10-50 kat seviyelerinde olabilir.
Kısacası bebek için anne karnı, bilinçsel, duygusal ve fiziksel olarak yoğunlaştırılmış
süper gelişim merkezidir.
ANNE KARNINDA BEBEKLE ETKİLEŞİM
Hamileliğin 4. Haftasından itibaren bebeğin anne ile duygusal iletişimin yanı sıra aynı
zamanda dış dünya ile de etkileşimleri olmaktadır. Bu etkileşimler, ses dalgalarıyla ve
annenin yaşadıklarının ve buna bağlı duygusal etkilerin elektriksel olarak bebeğe
aktarılması şeklinde olmaktadır.
Hamilelikle birlikte anne, bebeğin ve hamileliğin etkisiyle farklı duyguların yaşandığı bir
döneme girmiş olur. Annenin hamileliğin ilk anından sonuna kadar olan süreçte yaşadığı
en güçlü duygu sahiplenme duygusudur. Sahiplenmenin temelinde bebeğin zarar
görmemesi esası yer almaktadır. Bunun bebekteki karşılığı GÜVEN DUYGUSUDUR. Ve
bu dönemde bebeğin yaşadığı her şey anneden gelen güven duygusu temelinde
gerçekleşecektir. Normal hayatla bu durumu değerlendirdiğimizde de her şeyden önce
güvenli ortam arayışımızın belki de en önemli nedeni budur.
Anne karnında bebeğin bilinç ve sinir sistemi gelişimiyle birlikte, anne ile arasında
duygusal etkileşimleri de başlamış olur. Bunlar ilk önce tanışma ve tanımlama,
sonrasında keşfetme ve öğrenme aşamalarıdır.
Bebekte tanımlama, keşfetme veya algılama başladığında bu annenin duygu
durumunda değişiklikler yaşamasıyla dışarıdan da fark edilmeye başlar. Yani annenin
duygu durumu bebeği kapsadığı gibi bebeğin duygu durumuda anneyi kapsamaktadır.
Bu dönemde anne, karnındaki bebeği fiziksel olarak geliştirmekle kalmaz aynı zamanda
bilinçsel ve duygusal olarakta geliştirir. Bu gelişim sırasında anne, bebeğin duygu
durumlarını yaşamakta ve dışarıya yansıtmaktadır.
Dünya ile ilk karşılaşma anne karnında olur.
Öncelikle en sık rastlanan duygu durumlarından biri annedeki Pasiflik Hissidir. Bu
durumu anne karnındaki bebeğin yeni oluşan bilinç sistemiyle dış dünyayı ilk gördüğü
dönem olarak düşünebiliriz. Yani bebek bir pencereden hiç bilmediği, tanımlanmamış
bir dünyayı görmektedir. Bu durumda en normal insan tepkisini vermektedir. Yani hem
çekingen hem de pasif davranış sergiler. Bu dönemde anneyi dışarıdan gören göz
annenin pasifleştiği, çekingen olduğunu görmektedir. Hatta annede bu durumdan
şikâyet etmektedir. Bu yüzden anne ve baba adayları böylesi bir duygu durum
yaşandığında bebeklerine sıcak bir merhaba diyerek onun ilk keşif adımlarını
kutlamaya, onu tebrik etmeye başlayabilirler.
Bu duygu durumunu aslında bebeğinizin karnınızı ilk tekmelemesidir. O sizi ve dış
dünyayı hissediyor, sizin gözünüzden görüyor ve sizde onun bu ilk karşılaşmadaki duygu
halini tüm benliğinizde hissediyorsunuz. Kısacası bebeğiniz bu dönemde biraz
çekingen…
Dış dünya ile ilk karşılaşmadan sonra bebek yaşadığı güvenli ortamın etkisiyle kendini
güçlü hisseder ve dış olayları keşfetmeye başlar. Anne çekingenlik ve pasiflik hissinden
de bu sayede yavaş yavaş kurtulmaya başlar. Dış olayların bebek tarafından keşfi
annenin en karışık ruh haline girişiyle anlaşılacaktır. Bebek anne penceresinden
gördüğü olaylara öncelikle tepki geliştirmeyi öğrenmektedir. Örnek olarak anne için
sıradan basit bir olay, bebek için kaldırılması güç bir olay olarak algılandığında anne
çaresizlik içinde kalmış gibi ağlamaya başlayabilir. Aslında ağlayan anne değil bu sıradan
olay karşısında çaresiz kalan bebektir.
Veya hiç komik olmayan bir şey anneyi kahkaha krizine sokmaktadır. Ya da anlamsız öfke
patlamaları görülmektedir. Çünkü bebeğiniz bu olaylarla ilk defa karşılaşmaktadır ve
doğru tepkileri anne tepkileri sayesinde öğrenmektedir. Yani sizin tepkilerinizi
kopyalamaktadır.
Bu bebek keşif dönemi, annede Ambivalans (Karmaşık Duygu Durumları) dönemi
olarak isimlendirilmektedir.
Çoğu anne baba adayı bu dönemi gereksiz duyulan endişelerle ve huzursuzlukla
geçirmektedir.
Sonuç olarak, bebeğin dış dünyayı tanıması ilerledikçe annenin duygu karmaşıklığı da
azalacaktır.
Dünya’yı ilk anne tanıtır.
Her karmaşık duygu durumu oluştuğunda küçük maceraperest için sevgi sözcükleriyle
mırıldanmanız ve elinizi ona yaklaştırmanızda fayda olacaktır. Çünkü dış dünyadan gelen
bu bilgiler anne penceresindendir ve aslında dünyayı ilk tanıtan rehber annedir.
Bu yüzdendir ki, içeriden gelen ve sizde daha önce olmayan bu duygusal dalgalanmaları
yaşadığınızda, aslında onun bebeğinizin tepkileri olduğu fark edin. Bu dönem
bebeğinizle en çok konuşmanız gereken dönemdir. Her duygu dalgalanmasında ona
kendinizden emin bir şekilde yaşanan durumu tanıtın ve anlatın. Mutlaka pozitif olun
ve pozitif duyguları bebeğinize aktarın. Mümkün oldukça ona yaşadığınız her duygu
dalgalanmasında seslenin.
Çünkü ses sıvı içinde en hızlı duygu taşıyıcısıdır. Annenin ses kaynağı ile aynı vücutta
olması bebek için en büyük avantajdır. Annenin duygu dolu sesi bebeği çepeçevre saran
sıvı sayesinde mercek etkisiyle iletilecektir ve onu saracaktır. Bu yüzdendir ki normal
ses yerine kalp atışı gibi belirli bir ritmi olan ses akışları, müzikler, şarkılar bebeği
heyecanlandırmaktadır. Fazla enstrüman içeren bir müzik duyduğunda algısı gelişecek
ve normal hayatta geniş muhakeme becerilerine sahip olmuş olacaktır.
Tüm bu süreç bebeğin bilinçaltı şekillenme sürecidir. Bu süreçte anne, bebeğine ne
kadar pozitif duygu ve güven aşılarsa bebeği doğumdan sonra ve hayatının belki de
tamamında o kadar güçlü birey olabilecektir. Bebeğiniz doğduktan sonra onun gelişimi
için planladığınız her şeyi şimdi yapın. Çünkü ilk temeller bu dönemde atılmaktadır ve
bundan sonra gelecekler o temellerin üzerine eklenecektir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder